15°C
KASTAMONU HAVA DURUMU15°C Çok Bulutlu
03666381013 info@devrekani.bel.tr

Tarihçe

- +

159 total views, 2 views today

DEVREKÂNİ TARİHİ

 

         Devrekâni, Ilgaz ve Küre Dağları silsilesi içerisinde bölgenin genel dağlık ve parçalanmış yapısı içinde görece düzlük ve sulak bir alan olarak ova görüntüsü çizmektedir. İlçe bulunduğu coğrafyanın yanı sıra hem kuzeyindeki sahil bandına hem de güneyindeki Kastamonu ve Taşköprü vadilerine kolay ulaşılır yolları ile de jeopolitik anlamda önemli bir yere sahiptir.

          İlçenin bu konumunun ana nedeni olan jeolojik yapı ilçeye insanlık tarihi açısından olmasa da dünya tarihi açsından önemli bir yere getirmektedir. Dünyanın geçirdiği büyük jeolojik devirler içinde Anadolu üçüncü jeolojik devrin içinde Atlas Okyanusu ile Büyük Okyanus arasında kalan Tethys Denizi’nin yer aldığı geniş tortulanma alanında yer almaktaydı. İşte bu devasa okyanus elbette ki deniz dinozorları olarak adlandırılan büyük canlılara da ev sahipliği yapıyordu. İşte o canlılardan biri de Mosasaur Grubuna (Mosasaurus Hoffmanni Mantell) ait olan bir dinozordu. Bu dinozor, Mesozoyik yani 230 ile 65 milyon yıllık bir sürecin yani dinozorlar çağının parçası idi. Ve dünyanın 65 milyon yıl önce geçirdiği büyük yok oluş ve değişim sürecinin son tanığıydı da. Bu dinozora ait fosil parçaları 1999 yılında ilçe sınırlarında büyük bir şans eseri bulundu.  Tarihlemesine göre 70 milyon yaşındadır. Bulunan fosil parçası yaratığın kafasına aittir ve yapılan inceleme ve ölçümlere göre dinozor toplamda 17,5 metre bir uzunluğa sahiptir. Tür olarak dünyada henüz sadece beş örneğe sahip bu fosil hem örneklerinin içindeki en büyüklerinden hem de Batı Asya ve Türkiye’deki yegâne örnek olması açısından çok önemlidir.

***

         Devrekâni tarihi genel hatları ile içinde bulunduğu Kastamonu ve Batı Karadeniz Bölgesinin tarihini takip etmektedir. Bu noktada ilçenin kronolojisini prehistorik çağlardan başlatmak yanlış olmaz. Ancak bölgede yapılan arkeolojik çalışmanın azlığı prehistorik çağlar içindeki Paleolitik ve Neolitik Çağlara ilişkin veri henüz bulunmazken, Kınık Köyü Delibeyoğlu Sırtı ören yerinde yapılan arkeolojik kazılar bölgede yerleşimin kesintisiz olarak takip edildiği en erken tarihin Kalkolitik Dönem (MÖ 5500-3500) olduğu gösterir.

İlçe tarihinin bir yansıması olan yer Kınık Köyü Delibeyoğlu Sırtı ören yeridir. Burada Kulaksızlar Barajı yapımı sırasında tesadüfen ortaya çıkan tunç buluntu topluluğu burada arkeolojik kazıların yapılmasına neden olmuş bu kazılarda Kalkolitik/İlk Tunç Çağlarından MÖ I. Bin ortalarına kadar uzanan kronolojiyi ortaya çıkarmıştır.

         Burada yapılan kazılarda yerleşim üç ana evreye sahiptir. İlk evre MÖ 4. Bine kadar geri gitmekte olup yukarı söylediğimiz gibi Kalkolitik/İlk Tunç Çağına tarihlenmektedir. Yani bu da MÖ 3.900-3.500 tarihleri arasıdır. Yerleşimdeki ikinci evre MÖ III. Binin ikinci yarısı ile (MÖ 2.500-2000) ile MÖ II. Binin hemen başları arasıdır (MÖ 1900’lar). Son evre ise MÖ I. Binin ilk yarısına aittir (MÖ 1000-500).

         Bölgede Kınık yerleşimi haricinde Tunç Çağlarını bilhassa Orta ve Son Tunç Çağını temsilen megalitik kültürlerden de bahsetmek mümkündür. İlçede yine Kınık yakınlarındaki Sakalar ve bu bölgenin kuzeyindeki bazı alanlarda tespit edilen menhriler Hitit çağına atfedilmektedir.

         Ancak bölgede Son Tunç yani Hitit Çağına ait olan en önemli veriler ise Kınık kazılarının başlamasına neden olan toplu tunç eser grubudur. İçinde boğa başlı rythonlar, omphaloslu taslar ve değişik kaplardan oluşan bu grup üzerinde yapılan incelemeler MÖ 13. Yüzyıl son çeyreğine ait tarihlendirilmesi gerektiğini göstermiştir. Yani MÖ 1225-1200’ler… Bu eserler içerisinde göze çarpan bir parça Taprammi Çanağı’dır. Kap, yuvarlak gövdesi üzerine dört bant içine yapılan figüratif anlatıma sahiptir. Bu bantların üzerinde yani ağız kenarında Luvi Hiyoroglifi ile “Taprammi” yazısı görülmekte olup, bu ismin 13. Yüzyılda Hitit Sarayında görevli olan yüksek bir memur olduğu başka çivi yazılı tabletlerden tespit edilmiş durumda.

         Eserlerin Hitit sanatı içerisinde yer alması ve Hitit dönemine ait olması elbette Kınık’ta bir Hitit yerleşimini olduğunu göstermesi açısından yetersizdir. Çünkü yukarıda da belirtildiği gibi Kınık bu tarihlerde yerleşim görmemiş yani MÖ 1900 ile 1100/1000 tarihleri arasında boş kalmış aynı zamanda eserler in sutu yani orijinal yerlerinde bulunmamış olması kesin bir saptamayı zorlaştırmaktadır. Bu noktada ören yerini kazan arkeologların da kanısı olarak bu eserlerin farklı yollarla buraya gelmiş olabileceği üzerinedir.

***

         Genel tarihçe içerisinde Devrekâni’nin de içinde olduğu bölgeye MÖ I. Bin başlarında Thrak kökenli kavimler gelerek bölgenin yerel halkları ile birleşirler. Bu gelişmeler karşısında bölge halkı ilk olarak Homeros’un İlyada adlı eserinde Paphlagonlar olarak geçerken bölge bundan sonra Paphlagonia olarak adlandırılacaktır. İlçe sınırlarında bu döneme ilişkin henüz bir yerleşim ya da sit alanı bilinmese de zaman içerisinde bölgeden ele geçen tekil eserlere bakıldığında aslında bu dönemde de canlı bir yaşamın varlığını beklemek yersiz olmaz. Ayrıca ilçe merkezinin kuzeyinde yer alan İnceğiz Köyünde yer alan ancak günümüzde oldukça deformasyona uğramış kaya mezarları da bu dönemin kalıntılarındandır.

         İlçe bölge tarihi içerisinde MÖ 6. Yüzyılda Pers, MÖ 4. Yüzyılda Hellenistik Krallıkların ve MÖ 3. Yüzyıl başında da Pontus Krallığı’nın hâkimiyeti altında kalmıştır. İlçe MÖ 64 yılında bölge ile birlikte Roma İmparatorluğuna geçmiş ve Bithynia-Pontus eyaletinin bir parçası olmuştur. 

***

         1071 yılındaki Malazgirt Savaşı ile Anadolu’ya giren Türklerin akınları 1084 yılında Kastamonu’ya kadar ulaşmıştır. Bu tarihlerde Danişmentli Emir Karatigin bölgeye ele geçirse de 1212 yılına kadar bölge Bizanslılar ve Türkler arasında sürekli el değiştirmiştir. Bölgede 1212 tarihi itibariyle Çobanoğlu Beyliği kurulmuş muhtemelen Devrekâni’de bu beyliğin içine henüz ilk yıllarda dâhil olmuştur.

         Bu dönemde ilçenin ismi kayıtlarda geçmezken Devrekâni’nin bölgede 1309 yılında hâkimiyet göstermeye başlayan Candaroğlu Beyliği döneminde önem kazandığı görülmektedir. İlçe merkezi ve Kara Köyü gibi muhtemelen saray ailesi fertlerince yerleşik olarak kullanılan yerlerin varlığının yanı sıra Devrekâni merkezde yer alan İsmail Bey Cami, Çayırcık Cami ve hamamları, İnceğiz Köyü’nde İnceğiz Cami yapılar beyliğin buraya verdiği önemi göstermektedir.  Bunların yanında beyliği vakıf kayıtlarında ilçede birçok arazinin saraydan Şeyh Emre Sultan Zaviyesi gibi tekke ve zaviyelere toprak vakfetmesi, saray ailesinin burada birçok vakıf arazinin bulunması buranın Candaroğlu Beyliği için oldukça önem arz ettiğini gösterir. Bu önem bir başka örnek de Candaroğlu İsfandiyar Bey’in kızı Halime Hatun’u Osmanlı Sultan’ı II. Murad’a vermesi ile yapılan düğünde görülebilir. Dönem tarihçilerinden Aşıkpaşazade, Tevarih-i Osmani’de, Candaroğulları’nın düğünü Devrekani’de yaptığını söylemiştir.

         1460 yılından sonra Kastamonu topraklar Osmanlının bir parçası haline gelir. Devrekâni’nin Candaroğulları Beyliği ile başlayan bu önemi Osmanlı Döneminde de görülebilmektedir.  II. Beyazıd Hanın oğlu Şehzade Mahmud 1484 yılından 1504 yılına kadar 20 yıl kadar Kastamonu Sancak Beyi olarak görev yaptığı sırada ilçeye bazı yapılar yaptırdığı bilinmektedir. İlçe bir merkez olarak bu dönemde çok geniş idari sınırlara sahiptir. Neredeyse 19. Yüzyılın ortalarına kadar bu konumunu koruyan Devrekâni’ye Kastamonu sahili ve Küre Dağları üzerindeki birçok yerleşim bağlıdır.

         Milli Mücadele döneminde nahiye sınırları olarak Cephane Yolu’nun (İstiklal Yolu) üzerinde bulunan ilçeden birçok isimsiz kahraman bu mücadeleye destek vermiş, kâh cephede kâh kağnı kollarında görev alarak ülke bağımsızlığı için var olan tüm güçlerinin sunmuşlardır. Cumhuriyetin ilanından sonra 1925 yılında Mustafa Kemal Atatürk’ün Kastamonu ziyaretleri sırasında 28 Ağustos Cuma günü İnebolu ziyaretleri dönüşünde kendisi de Devrekânili olan Kastamonu Milletvekili Mehmet Fuat Bey’in çiftliğine yemek yemiş akşam saatlerinde de Kastamonu’ya varmıştır.

       

HAZIRLAYAN:

MURAT KARASALİHOĞLU 

ARKEOLOG

KASTAMONU KENT TARİHİ MÜZESİ SORUMLUSU